Malpraktis Nedir?

Malpraktis Nedir

Malpraktis Nedir? Malpraktis konusu ile ilgili bilgilendirme makalemizdesiniz. Malpraktis sağlık hizmetinin sunulması esnasında görevli sağlık personelinin kusurlu hareket etmesi sonucu ortaya çıkan bir müessesedir. Hekim hastasına özenli tıbbi müdahale gerçekleştirmek zorundadır. Tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması gerekir. Hukuka uygunluğun yanı sıra tıp bilimi ve uygulamasının gerektirdiği çağdaş standartların uygulanması gerekir. Tıbbi müdahale gerekli standartlara uygun yapılmaz ise malpraktis kavramı ortaya çıkar. Hekim bu durumda hem disiplinlerarası hukukta hem özel hem de ceza hukukunda sorumludur. 

Malpraktis Ne Demek?

1992 yılında gerçekleştirilen Dünya Tabipler Birliği’nin Genel Kurulu’nda bahse konu “Tıpta Yanlış Uygulama” konulu duyurusuyla “hekimin tedavi sırasında standart yapılması gereken uygulamayı yapmaması, bilgi ve beceri eksikliği veya hastaya tedavi vermemesi ile oluşan zarar, hasar” tıbbi hatalı tatbik, malpraktis olarak tanımlanmıştır.

Malpraktis özen eksikliği ile tıbbi uygulama hataları sonucunda oluşan aynı zamanda cezai sürecin doğmasına sebebiyet veren görevi kötüye kullanmayı da ifade eden sürecin bütünüdür. 

  • Hekimin dikkatsiz davranması, 
  • Özen yükümlüğünü yerine getirmemesi, 
  • Süreç ile ilgili eksik/yanlış bilgisinin olması tanı koyma ve tedavi sürecinde malpraktis oluşturmaktadır.

Yapılan tıbbi müdahaleler ile malpraktis sonucunun doğmasında kusur ilkesi önemlidir. Zira hekimin yanlış tedavisi ile illiyet bağı kurabilmek için kusur şartı aranabilir. Kusuru üç farklı tıbbi süreçte görebilmek mümkündür. Bu durumlar;

  • Hastanın tedavisi esnasında çıkan kusurlar: Teşhisin tespiti, teşhise uygun tıbbi müdahalenin belirlenmesi, ameliyat ve tedavi sonrasındaki süreç,
  • Aydınlatma ve ön muayene sırasında çıkan kusur,
  • Hasta için uygun koşulların bulundurulmasındaki kusur: Sağlık kuruluşunda yeterli ve nitelikli personel ve tıbbi teçhizatın bulundurulması.

Hekimi taksirli eylemleri de malpraktise yol açabilmektedir. Bu durumlar;

  • Hekimin bilgi ve deneyime göre gerekli özen ve dikkati göstermemesi halinde malpraktis söz konusu olur.
  • Hekimin sahip olduğu bilgi ve deneyim sebebiyle hastada meydana gelebilecek zararın önceden öngörülebilir olması gerekmektedir. Aksi takdirde malpraktisin şartları gerçekleşmiş olacaktır. 

Her hekim için bilgi ve tecrübesi dikkate alınarak değerlendirme yapılacağı aşikârdır. Özetle hekimden özen ve dikkat göstermesi beklenen hallerde kusur sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Dikkat ve özen gösterme yükümlülüğün beklenemeyeceği hallerde kusurdan bahsedilemeyecektir.

Doktor Uygulama Hatası (Malpraktis) Ne Demek?

Malpraktis genel hatlarıyla doktorun tıbbi uygulamalarındaki hatalı davranışları veya görev ihmali sebebiyle yaralanmaya, zarara sebebiyet vermesidir. Türkiye Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları Hekimliğin Kötü Uygulaması başlıklı 13.Madde uyarınca yapılan tanımlamada;

  • Deneyimsizlik, bilgisizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesi “hekimliğin kötü uygulaması” anlamına gelir demek suretiyle malpraktisin tanımı yapılmıştır. 

Türk Hukukunda malpraktis yerine Tıbbi Hata, Doktor Uygulama Hatası ve Tıbbın Yanlış Uygulanması gibi farklı şekillerde adlandırıldığı da görülmektedir. 

Diğer taraftan çeşitli yargı kararlarında da Doktorun Uygulama Hatası ile Komplikasyon kavramlarının fazlasıyla karıştırıldığı görülmektedir. Ancak bu karışıklığı ayırt edebilmek adına Dünya Tabipler Birliği’nin “Mal praktice” bildirisinin 2.Maddesi’nde detaylı bir açıklamaya yer verilmiştir. 

  • Doktor uygulama hatası doktorun tedavi sırasında standart uygulamayı yapmaması, görevini ihmal etmesi ve beceri eksikliğinin tümüne verilen genel bir olgudur.
  • Komplikasyon ise tıbbi uygulama sırasında öngörülemeyen, istenmeyen sonuçtur. Burada artık hekimin sorumluluğu doğmayacaktır. 

Bu sebeple doktorun uygulama hatası sebebiyle hem hukuki hem cezai sorumluluğu doğacağından yargılama yoluna gidilebilecektir. Komplikasyonlarda ise kimi zaman doktorun sorumluluğuna gidilebilecekken aydınlatılmış onam ile bu sorumluluk bertaraf edilebilir.

İlgilİ Makale; İzmir Malpraktis Avukatı

Tıbbi Malpraktis Nedir?

Malpraktis davaları hekimin tıbbi uygulama hatası neticesinde karşılaşma ihtimali bulunan davalardır. Temel anlamda iki tür tıbbi malpraktis davası söz konusudur. Bunlardan ilki ceza hukuku kapsamında hekimin tıbbi uygulama hatası nedeniyle taksirli eylem sonucu işlediği bir suç söz konusu ise ceza davası açılması mümkün olabilir. Ceza davası mağdurun şikayeti üzerine Cumhuriyet Savcısı tarafından hazırlanan iddianame ile açılmaktadır. Diğer tıbbi malpraktis davası türü ise yine mağdurun uğradığı zararların tazmini için hekime veya sorumlu sağlık sağlık meslek mensubuna açacağı tazminat davasıdır.

Ceza davalarında hekimin meydana gelen zararda özen yükümlülüğüne aykırılık, tıbbi standartların ve mevzuatın ihlali gibi bir kusuru bulunup bulunmadığına bakılır. Eğer hekimin tıbben standart uygulamaları takip etmediği, tıbbın gerek ve kurallarına aykırı hareket ettiği, kusurunun bulunduğu uzman bilirkişi heyetince tespit edilebiliyorsa taksirle yaralama ya da taksirle ölüme sebebiyet vermeden mahkumiyet hükmü kurulabilir. Tazminat davasında ise yine hekimin kusurlu olup olmadığı tespit edildikten sonra mağdurun zararının ne kadar olduğu ve bu zarardan hekimin ne oranda sorumlu olduğu tespit edilerek zararın tazminine karar verilir.

Genel itibariyle ister ceza davası ister tazminat davası olsun bu davalar aynı temel mantığa dayanır. Ancak bu davalar farklı mahkemeler ve farklı usul hükümlerine tabi olarak görüldüğünden bir takım yargılama farklılıkları söz konusudur. Hasta ceza davası açılması için Cumnhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunabileceği gibi ayrıca tazminat davası da açabilir.

Bunların haricinde eğer hekim veya sağlık personeli devlet hastanesi ya da üniversite hastanesinde görevli ve tıbbi hata iddiası burada meydan geldiyse dava idari mahkemede tam yargı davası olarak görülür. Tam yargı davası öncesinde idareye başvuru zorunluluğu vardır ve doğrudan sağlık personeline dava açılamaz, dava bağlı bulunduğu idareye yöneltilir.

Malpraktis Suç Mudur?

Malpraktis suç değildir. Ancak doktorun vekalet akdinden kaynaklanan özen yükümlülüğünü ihlal ederek, tecrübesizliği ve deneyimsizliği sebebiyle hastaya zarar vermesini kanun koyucu cezai müeyyidelerle düzenlemiştir. Doktorun ihmali veya tecrübesizliği sebebiyle hasta eğer ölmüşse TCK Madde 85 olan “Taksirle Adam Öldürme Suçu” ile yargılanır. Eğer kişinin sağlığı veya algılama yeteneği bozulmuşsa TCK Madde 89 taksirle adam yaralama sübut edecektir. Her iki maddedeki ortak unsur suçun manevi unsuru yani taksirdir. 

TCK Madde 85 uyarınca taksirle adam öldürme suçunun maddi unsuru ölüm olayının gerçekleşmiş olmasıdır. Ölüm olayının dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sebebiyle işlenmiş olması da suçun manevi unsurunu oluşturacaktır. Mevzuat gereğince bu suçun cezası 2-6 yıl arasında hapis cezasıdır. 

TCK Madde 89 uyarınca taksirle adam yaralama suçunun maddi unsuru yaralama olayının gerçekleşmiş olmasıdır. Yaralama olayının dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali sebebiyle işlenmiş olması da suçun manevi unsurunu oluşturacaktır.

Mevzuat gereğince taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi için hukuki sürecin takibi şikayete bağlıdır. Ancak duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, vücudunda kemik kırılmasına, konuşmasında sürekli zorluğa, yüzünde sabit ize, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına gibi bilinçli taksirle sebep olunması halinde bu suçun takibi şikayete bağlı değildir. Soruşturulması ve kovuşturulması Cumhuriyet Savcısınca re’sen yapılmaktadır. 

Bu suça TCK Madde 53’teki hafifletici nedenlerde uygulanmayacaktır. Bunun yanı sıra hekim hakkında 3 aydan 3 yıla kadar meslekten men cezası verilebilir. 

Malpraktis Örnekleri Nelerdir?

Doktor hatası tedavi süreçlerinin farklı aşamalarında gerçekleşebilmektedir. Doktorun sorumluluğu uzman bilirkişilerin incelemeleri sonucunda tespit edilir. Malpraktis teşhis aşamasında olabileceği gibi tedavi aşamasında da olabilir. Teşhis aşamasındaki malpraktise örnek verecek olursak;

  • Muayenenin eksik yapılması, 
  • Anamnez aşamasına dikkat edilmemesi, 
  • Hastanın ilaca karşı alerjisinin kontrol edilmeden ilaç yazılması halinde malpraktis gerçekleşmiş olmaktadır. 

Tedavi aşamasındaki malpraktis örneklerine ise;

  • Cerrahi müdahale esnasında hastanın vücudunda yabancı cisim unutulması, 
  • Tedavinin hatalı uygulanması, 
  • Tedavi edilecek uzvun karıştırılması gibi hallerde malpraktis gerçekleşmiş olmaktadır.

Komplikasyon Nedir?

Tıp dilinde komplikasyon terimi, bir hastalığa gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin ardından   olması istenmeyen etkiye denilmektedir. Doktorlar kimi zaman gerekli özeni tümüyle göstermiş olmasına rağmen komplikasyonlarla karşılaşmaları mümkündür. Bunun nihai sebebi ise var olan risklerin kaçınılamaz olmasıdır. 

Bu sebeple doktorlar kimi zaman gerçekleştirecekleri operasyonlardan önce öngörülebilecek kopmlikasyonlar için hastalardan Hasta Hakları Yönetmeliğinin 15.Maddesi ve Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. Maddesi uyarınca aydınlatılmış onam alırlar. İşte bu onam dahilinde hastada oluşabilecek komplikasyonlar malpraktisten ayrı tutulur ve doktorların sorumluluğu doğmayacaktır. Zira ortada artık bir kusurun varlığından söz edilemeyecektir. 

Tıbbi bir hatadan kaynaklanmayan komplikasyon sürecini en iyi, en doğru ve en profesyonel şekilde yürütmüş olan hekimin veya bağlı bulunduğu hastanenin herhangi bir tazminat sorumluluğu, onamdan sonra gündeme gelemeyecektir. 

Öte yandan, risk faktörleri önceden bilindiği halde, risklerin engellenebilmesi için gereken onam alınmamışsa, ilaçlar, gerekli görülen tıbbi teçhizat hazırlanmamışsa bu durumda malpraktis devreye girecektir. 

Aydınlatıcı Onam Formu Nedir? Ne İşe Yarar? 

Hekimin, hastayı tedavi süreci ve bu süreçte görülebilecek yan etkilere ilişkin en anlaşılır şekilde aydınlatması ve hastanın onayını alması anlamına gelmektedir. Hastaya uygulanacak her türlü tıbbi müdahale aydınlatılmış onam ile mümkündür. Aydınlatılmış onam, tıbbi uygulama hataları yani makalemizin de içeriği olan malpraktis nedeniyle tazminat davalarında sıkça karşılaşılan hukuki bir terimdir. 

Aydınlatılmış onam yapılan işlemi hukuka uygun hale getirir. Eğer doktor aydınlatılmış onamı almadığı takdirde hastada ortaya çıkan komplikasyonlar sonucunda maddi ve manevi tazminat ödemesi durumu ortaya çıkacaktır. Örneğin Yargıtay son dönemde benimsemiş olduğu görüş çerçevesinde “aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemiş oluşu, yapılan müdahaleyi hukuka aykırı hale getirdiğinden, davalıların manevi tazminat dışında maddi tazminattan da sorumlu olduklarının kabulü” demek suretiyle içtihatları mevcuttur. 

Hasta tarafından hekim için verilen aydınlatılmış onam, hastalık ve tedavi sürecine ilişkin bilgilendirmeyi kapsadığı gibi olası yan etki olan komplikasyonları da kapsamaktadır. Nitekim Yargıtay’ın da “ortaya çıkan hasarın komplikasyon olması aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığı gibi hastanın komplikasyonlar hakkında bilgilendirilmesi aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir” demek suretiyle komplikasyonun aydınlatılmış onama dahil olduğunu vurgulayan kararları vardır.

Aydınlatmanın tıp camiasında gerçekleştiğini kabul edebilmek için hastaya veya 18 yaşından küçük ise yasal temsilci/vasisi bilgilendirmelidir. Ancak verilen onam yanında açık bir şekilde hastanın aydınlatmayı anlaması da önem arz etmektedir. Keza verilecek onam için herhangi bir şekil şartı öngörülmese de doktorun ispat edebilmesi için verilen onamın yazılı olması önem arz etmektedir. 

Hasta, Doktor ve Hastane Arasındaki Hukuki Sözleşmeler Nelerdir? 

Doktor ile hasta arasındaki ilişkinin kaynağı belirlenirken hekimin devlet hastanesinde, üniversite hastanelerinde ya da özel hastaneler ile çalışıp çalışmadığı sözleşme ilişkisi için önemlidir. Zira hasta ile özel hastanede çalışan hekim veya bağımsız klinik hekimi arasındaki ilişki özel hukuk ilişkisi iken devlet hastanesinde çalışan doktor ile hasta arasındaki ilişki kamu hukuku kaynaklıdır.

Doktor ile tıbbi müdahale uygulanacak hasta arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi olası bir hukuki ihtilafta önemlidir. Doktor ile hasta arasındaki ilişki çoğu zaman sözleşme kaynaklı olabileceği gibi, haksız fiil ilişkisi, culpa in contrehendo ilişkisi veya vekaletsiz iş görme ilişkisi şeklinde sözleşme dışı hallerde de meydana gelebilecektir.

Genellikle doktor ile hasta arasında kurulmuş bir sözleşme bulunur. Doktor ile hasta arasındaki temelde güven ilişkisine dayanan bu kurulmuş sözleşmede hekim teşhis koyup tedavi etme, hasta ise bir bedel ödeme yükümlülüğü altına girer. Bu sözleşmenin herhangi bir şekil şartı olmayıp, esasında rızai bir sözleşmedir. Doktrinde ve uygulamada bu sözleşmenin hukuki niteliği hakkında çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Bunlar vekalet sözleşmesi, hizmet sözleşmesi, eser sözleşmesi, kendine özgü sözleşme olduğu yönündedir.

  • Vekalet Sözleşmesi Görüşü: Hakim görüş doktor ile hasta arasındaki ilişkinin vekalet akdi olduğudur. Hekim bu vekalet sözleşmesi ile hastanın hastalığını teşhis etme ve tedavi etme yükümlüğü altına girmektedir. Hasta ise hekimin profesyonelliğine güvenerek bir ücret verebilir. Diğer yandan doktor tıp biliminin gerektirdiği özeni göstermesine rağmen hasta şifa bulamamış olabilir. Ancak bu durumda hekimin sorumluluğu doğmayacaktır. Bu sebeple hekimlik sözleşmesinde kesin bir sonuç garantisi olmadığından bu yönü ile hizmet sözleşmesinden ayrılmaktadır.
  • Hizmet Sözleşmesi Görüşü: Hizmet sözleşmesi, TBK 393’te düzenleme bulmuştur. İlgili kanun maddesi uyarınca “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak düzenlendiği görülmektedir. Hizmet sözleşmesi bir ivaz karşılığında yapılırken vekalet sözleşmesi ivazsız yapılabilmektedir. Özellikle özel hastanelerde doktor ile hastane arasındaki ilişkin hizmet sözleşmesi olduğuna ilişkin Yargıtay kararları bulunmaktadır. 
  • Eser Sözleşmesi Görüşü: Estetik amaçlı tıbbi müdahalelerin bu kapsama dahil olduğu kabul edilir. Yargıtay burun estetiği için yapılan tedavide doktor ile hasta arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi olduğunu kabul eder. Diş protezi işlemlerini eser sözleşmesi olarak kabul etmemekte, vekalet sözleşmesi olduğunu kabul etmektedir. 
  • Sui Generis Sözleşme Görüşü: Doktor ile hasta arasındaki sözleşmenin, temelinde güven unsurunun bulunduğunu, tarafları doğal olarak eşit olmadığı, sözleşme sonuçlarının hastanın bedeninde göstermiş olduğu hususlar göz önüne alındığı sui generis bir sözleşme olduğu sonucuna varılabilir. Ancak iyiniyet ve teamül kurallarından yararlanarak yorumlama yapmak çıkan uyuşmazlıkların sağlıklı bir şekilde çözüme ulaşmasını engelleyeceğinden uygulamada çok da kabul edilen bir görüş değildir.

Kamu hastanelerinde çalışan doktorların ise hastalar ile arasında herhangi bir sözleşme ilişkisi bulunmamaktadır. Zira burada bir sözleşme ilişkisi değil kamu hizmeti ilişkisi söz konusudur. Bu bakımdan kamu aleyhine açılacak davaların idare hukuku kurallarına tabi olduğu sabittir.

Kategori : Hukuki Makaleler